Edebiyat Diyarı

Türk Edebiyatı Dönemleri

…Türk Edebiyatı Dönemleri…
(Görüntülemek istediğiniz başlığa tıklayın.)

1. İslamiyetten Önceki Türk Edebiyatı

a) Sözlü Edebiyat Dönemi
b) Yazılı Edebiyat Dönemi

2. İslamiyetten Sonraki Türk Edebiyatı

a) Divan Edebiyatı Dönemi
b) Halk Edebiyatı Dönemi

3. Batı Etkisindeki Türk Edebiyatı

a) Tanzimat Edebiyatı Dönemi
b) Servet-i Fünun Edebiyatı
c) Fecr-i Ati Edebiyatı
d) Milli Edebiyat Dönemi
e) Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı
f) 1940 Sonrası Edebiyatı


Cumhuriyet Dönemi

…Türk Edebiyatının Dönemleri…
(Cumhuriyet Dönemi)

Cumhuriyet Dönemi Genel Özellikleri

Osmanlı Devleti’nin siyasi, askeri ve ekonomik açıdan Avrupa’nın gerisinde kalması devlet büyüklerini bazı tedbirler almaya zorlamış, bu alanlarda Avrupa’nın nasıl geliştiğinin öğrenilmesi için bazı gençler oraya gönderilmiştir.

Devamını Oku…

Servet-i Fünun Dönemi

…Servet-i Fünun Dönemi…
(Görüntülemek istediğiniz başlığa dokunun.)

 

Genel Özellikleri
Dönemdeki Gelişmeler
Önemli Temsilcileri
Dönem Dışındaki Bağımsızlar

Cümlede Anlam

Cümlede Anlam

Cümle, yargı bildiren sözcük ya da söz öbeğidir. Bir sözün yargı bildirmesi, şahıs ve kip bildirecek biçimde çekimlenmesine bağlıdır. Bu özelliği gösteren tek bir sözcük cümle olabileceği gibi birbirini tamamlayan birçok sözcük de cümle özelliği gösterebilir. Yani “geliyorum”, “hastayım” sözleri de cümledir; “Dün seni okulun bahçesinde arkadaşlarınla gezerken görmüştüm.” de cümledir. Daha uzun cümleler de kurulabilir.

 

 

 

Bizim burada üzerinde duracağımız konu cümlenin yapısal özellikleri değil anlamlarıdır. Sınavlarda çıkan cümle anlamıyla ilgili soruları iki grupta değerlendirebiliriz. Birincisi cümlelerin anlamca eşleştirilmesi şeklindedir. Bir bilgi gerektirmeyen bu tür soruların çözümünde cümlelerin ifade ettiği anlamların iyi kavranması gerekir. Kimi zaman ise bu şekilde eşleştirme sorulmaz da cümlede anlatılmak istenenin ne olduğu, sözü edilen düşünceyle, hangi cümlenin aynı doğrultuda olduğu ya da sözü edilen düşünceyle hangi cümlenin çeliştiği sorulabilir

 

 

 

Bazı cümle anlamı soruları da cümle tamamlama biçiminde olabilir.

 

 

 

İkinci grup cümle anlamı soruları ise kavramlar ve duygularla ilgilidir. “Tanım, üslup, değerlendirme, öznellik, nesnellik, karşıtlık, eşitlik, karşılaştırma, önyargı, neden-sonuç, koşula bağlılık, beğenme…” sorulan kavram ve duygulardan bazılarıdır. Bunlardan önemli gördüklerimizi açıklayarak konuyu pekiştirelim.

 

TANIMLAMA

 

Bir şeyin ne olduğunu anlatan cümleler tanım cümleleridir. Bu tür cümleler “Bu nedir?” sorusuna cevap verir. Örneğin, “Sözcük, dilin anlamlı en küçük parçasıdır.” cümlesinde tanım yapılmıştır. Çünkü, “Sözcük nedir?” sorusuna cevap verir.

 

ÜSLUP

 

Sanatçının dili kullanma biçimi, anlatım şekli üslupla ilgilidir. Cümlelerin uzunluğu, kısalığı, sözcük seçimi, sanatlı ya da yalın oluş, sanatçının üslubunu ortaya koyar. Örneğin, “Sanatçı eserinde gerçekleri dile getirir.” cümlesi üslupla ilgili değildir. Çünkü anlatımdan söz edilmemiş. Ancak “Sanatçı, eserinde gerçekleri kısa, yalın cümlelerle dile getirmiş.” sözü üslupla ilgilidir.

 

KARŞILAŞTIRMA

 

Bir düşünceyi ya da kavramı daha anlaşılır hale getirmek için onu başka bir düşünce ya da kavramla herhangi bir yönden değerlendirmeye denir. Karşılaştırma, ortak ya da farklı yönlerden yapılabilir. Örneğin “Ahmet’in boyu Ali kadar uzundur.” cümlesinde Ahmet ve Ali boyları yönünden karşılaştırılmışlardır. “Ali, Ahmet’ten çalışkandır.” cümlesi de bir karşılaştırmadır. Karşılaştırma çalışkanlık yönünden yapılmış. “Ahmet gezmeyi çok sever, Ali ise ders çalışmayı tercih eder.” cümlesinde de karşılaştırma vardır. Ali ve Ahmet sevdikleri durumlar yönünden karşılaştırılmışlardır.

 

 

 

Karşılaştırmayla benzetmeyi karıştırmamalıyız. Karşılaştırmada üstünlük, aşağılık ya da aynı seviyede olmak gibi bir derecelendirme vardır. Benzetmede bu görülmez. “O aslan gibi bir delikanlıdır.” cümlesinde benzetme vardır. Ancak “O aslan kadar güçlüdür.” cümlesinde karşılaştırma vardır; çünkü birincisinde benzerlik, ikincisinde derecelendirme söz konusudur.

ÖZNELLİK VE NESNELLİK

 

Kimi yargıların kişiden kişiye değişen göreli bir yanı vardır. Bu yargıların doğru ya da yanlış olduğu kanıtlanamaz. Söyleyenin yorumunu içeren bu tür yargılara öznel yargılar denir. Örneğin “En beğenilen edebiyat türü romandır.” cümlesinde beğeni ifadesi, söyleyenin yorumuna bağlıdır ve bu yorum kişiden kişiye değişir.

 

 

 

Doğruluğu ya da yanlışlığı kişiden kişiye değişmeyen, kanıtlanabilir bir bilgi özelliği taşıyan ve söyleyenin yorumunu içermeyen yargılar ise nesneldir. Örneğin, “En çok satan romanlar aşk romanlarıdır.” cümlesi nesneldir. Çünkü satış rakamları incelenerek kanıtlanabilecek bir bilgi cümlesidir.

 

DEĞERLENDİRME

 

Bir sanat eserinin, sanatçının ya da herhangi bir durumun iyi ya da kötü yönlerini ortaya koymaya veya özelliklerini belirlemeye değerlendirme denir. Değerlendirmeler öznel ya da nesnel nitelik gösterebilir. Örneğin “Sanatçı şiirinde yabancı sözcüklere hiç yer vermemiş.” cümlesi nesnel bir değerlendirmedir. Ancak “Şiirde her insanı derinden etkileyen hayal alemlerine yer verilmiş.” cümlesi öznel bir değerlendirmedir.

 

Değerlendirme belli bir eser, kişi ya da durum üzerine yapılır ve genel kanı niteliği taşımaz.

 

 

KOŞULA BAĞLILIK

 

Bir eylemin ya da durumun gerçekleşebilmesi için önceden olması gereken başka bir durumun varlığı, koşula bağlılıktır. Örneğin “Sizinle gelirim, ama önce bu işi bitirmeme yardım ederseniz.” cümlesinde “gelme” eyleminin olması “yardım etme” eyleminin gerçekleşmesine bağlıdır. Koşul olarak ileri sürülen durum gerçekleşmezse sonuç olacak durum da gerçekleşmez. Cümledeki koşulu bulabilmek için yükleme “hangi şartla, hangi taktirde” gibi sorular sorulabilir.

 

NEDEN - SONUÇ

 

Bir eylemin hangi gerekçeyle ya da hangi nedenden dolayı yapıldığını bildiren cümlelerde neden-sonuç ilgisi vardır. Bunu bulmak için yükleme “niçin” sorusu sorulabilir. Bu tür sorularda neden-sonuç sorulabileceği gibi hangi gerekçeyle yapıldığı da sorulabilir.

At Hırsızı

At Hırsızı

HASAN: Hayrola Rüstem, üzgün görünüyorsun, ne oldu?
RÜSTEM: Ben üzülmeyeyim de kim üzülsün Hasan?
HASAN: Hele anlat bakalım seni bu kadar perişan eden olay neymiş, merak ettim yahu!
RÜSTEM: Bütün paramı verip bir at almıştım.
HASAN: Ee, at öldü mü yoksa?
RÜSTEM: Ölse teselli olacak bir yanı var?
HASAN: Ne oldu peki?
RÜSTEM: Dün gece ahıra bir hırsız girip atımı çalmış.
HASAN: Yapma yaa… İnan ki çok üzüldüm. İnşallah bulursun atını.
RÜSTEM: Pek sanmıyorum bulabileceğimi ama hayırlısı neyse o olsun. Ne diyelim.
HASAN: Benim acele bir işim var, gitmek zorundayım. Hadi kal sağlıcakla…
RÜSTEM: Yolun açık olsun Hasan.
HIRSIZ: Lanet hayvan yürüsene be!
RÜSTEM: Aman Allah´ım rüya mı görüyorum yoksa! Bu at benim atım yahu! Hey, heey, bu benim atım!
HIRSIZ: Yanlışın var Beyim. Bu at yıllardan beri benimdir.
RÜSTEM: Madem ki bu at yıllardan beri senin, o halde söyle bakalım, bu atın hangi gözü kör?
HIRSIZ: Hangi gözü mü kör? Bunu bilmeyecek ne var, tabi ki sol gözü kör.
RÜSTEM: Bilemedin.
HIRSIZ: Pardon pordon, ben sağ gözü diyecektim, yanıldım. Evet evet, sağ gözü kör bu atm.
RÜSTEM: Sen sadece hırsız değil ayrıca beceriksiz bir yalancısın da.
HIRSIZ: Niye?
RÜSTEM: Bu atın iki gözü de sapasağlam çünkü! Ver atımı…

Ben Senin Yaşındayken

Ben Senin Yaşındayken

 

BABA: Oğlum gel bakalım buraya!
ÇOCUK: Buyur baba!
BABA: Bu hafta yapılan sınavda kaçıncı oldun?
ÇOCUK: 25. oldum baba.
BABA: Ama nasıl olur! Daha geçen hafta 21. idin. Nasıl dört sıra birden geriledin? Tembel herif.
ÇOCUK: Ne yapayım baba? Sınıfa dört tane yeni öğrenci daha geldi. Dolayısıyla 21.likten, 25.liğe geriledim. Hem bana kızmaya senin hakkın yok.
BABA: Bak şu bacaksıza! Bu kadar tembel olacaksın ve benim sana kızmaya hakkım olmayacak, öyle mi?
ÇOCUK: Tabii… Demek ki mükemmel bir çocuk dünyaya getirememişsiniz. El âlem öyle çocuk yapıyor ki! Hepsi süper zekâ.
BABA: Kızdırma beni alırım ayağımın altına bak. Sınıfta kalmış abuk subuk, aptal saptal konuşuyor.
ÇOCUK: Niye kızıyorsun baba? Sınıfta kaldıysak ne olmuş! Daha iyi ya!
BABA: Neresi iyi bunun?
ÇOCUK: Sürekli maddi sıkıntıdan bahsediyordun, düşünsene yeni sınıf için yeni kitaplar almak zorunda kalacaktın. Şimdi buna gerek kalmadı. Aynı kitapları yeniden kullanacağım.
BABA: Yahu şu karneye bak.Bütün dersler bir, bir, bir…. Allah aşkına bir tane bile iki yok. Yuh sana, nasıl becerdin bunu?
ÇOCUK: Hepsi bir mi, emin misin baba?
BABA: Bir de utanmadan şaşırma numarası yapıyor. Utan, utan! Al da kendi gözlerinle bir daha bak karneye.
ÇOCUK: Allah, Allah! Ver bakalım şu karneyi. Hepsi bir olmamalıydı…
BABA: Şunun söylediğine bak. Doğru hepsi bir olmamalıydı. Sıfır olmalıydı.Bir sene boyunca yattın tabi… Bir bile fazla sana. Ben senin yaşındayken sınıfın en iyisiydim. Karnemde bütün notlarım “5″ idi, “5″….
ÇOCUK: Yapma baba. Bu benim karnem değil. Dün bu karneyi tavan arasında buldum. Senin karnen bu. Neee! Benim karnem mi? Hadi canım…Ver bakiiimL.Aaa! Sahi ya… Eee… Şeeey yani. Diyecektim ki!..
ÇOCUK: Demek bütün notların beşti haa… İşte bak bu da benim karnem. İtiraf et baba, ben senden daha çalışkanım.
BABA: Tamam, tamam anladık, para istiyorsun. Söyle ne kadar vereyim?
ÇOCUK: Şeey! Ne desem bilmem ki! 500 yeter. Ama şimdilik…
BABA: Ne 400 mü? 300 neyine yetmez? Al şu 200´ü 100´ ünü geri getir.
ÇOCUK: Ama baba…
BABA: Aması maması yok. Al şunu! Dur bakim, senin eline ne oldu böyle?
ÇOCUK: Önemli değil baba
BABA: Nasıl önemli değil oğlum? Avuçların kıpkırmızı olmuş. Ne oldu?
ÇOCUK: Öğretmen dövdü.
BABA: Öğretmen mi dövdü? Hangi çağdayız? Dağ başı mı burası? Ben ona sorarım.
ÇOCUK: Dur, dur! Dur baba. Tabiki burası dağ başı değil. Ama galiba kabahat bendeydi.
BABA: Niye, ne oldu ki?
ÇOCUK: Arkadaşım öğretmenin sandalyesine raptiye koymuştu.
BABA: Raptiye koyan arkadaşınsa seni niye dövdü? Onu dövseydi ya!
ÇOCUK: Asıl olay ondan sonra.
BABA: Nasıl yani?
ÇOCUK: Ben de öğretmen raptiyenin üzerine oturmasın diye, tam oturacağı sırada sandalyeyi çektim. Hooop! Gümm! Tabiki…
BABA: Hak etmişsin. Bu gün okulda ne yaptınız?
ÇOCUK: Bu gün okulda dinamit yaptık.
BABA: Peki yarın ne yapacaksınız okulda?
ÇOCUK: Hangi okulda? Dinamit yaptık yaptık diyorum, okul falan kalmadı ortada.